EngelİZ Manifesto
- Faik KAPLAN
- 25 Mar 2020
- 2 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 2 Nis 2020
Manifesto
Çocuk gelinler ‘Ölüm Bizi Ayırana Kadar’ projemden sonra, bir sonraki aşamada kimlere ses olabilirim diye düşünürken, okuduğum gazetedeki haber proje konumu netleştirdi. ‘’Belediyeden engelli bir vatandaşa tekerlekli sandalye hediyesi’’ . Çok sevindirici mutlu edici bir haberdi aslında. Tabi detaylarını okuyana kadar. Kalabalık insan grubu karşısında bir hediye merasimi. Makas kurdele ile kesilen kanımca engelli kişinin duygularıydı. Alkışlar ise tokat gibi geliyordu besbelli. Fotoğrafta herkesin yüzünde gülümseme ve mutluluk, onda ise mağrur bir tebessüm… Bir an önce merasim bitse de gitsem der gibiydi ifadesi.. Peki, siz hiç düşündünüz mü bir engellinin tekerlekli sandalye alacak parası olmadı, birilerinin menfaati doğrultusunda o sandalyeyi almak için boyun eğen ruh halini. Kurdele kesilerek, insanların alkış tutarak, şov yapılarak birilerine yardım edilmesini ben çok etik bulmuyorum. Hepimiz günlük hayatta onlarla karşılaşırız. Hiçbir eksiklik hissetmeden yanlarından öylece geçip gideriz. Ne tür sorunlarla boğuştuklarını nasıl bir mücadele içinde olduklarını düşünmeyiz bile. Bu nedenle toplumsal yaşamda bizleri göremeyen görme engelliler, sesimizi duyamayan işitme engelliler, yan yana gelemediğimiz fiziksel engelliler, aklımıza gelmeyen zihinsel engelliler için yola koyuldum.

Değerli ekip arkadaşlarım, Fotoğrafçı dostlarım Leyla Emektar ve çocuk gelinler projesinde de birlikte çalıştığım Ufuk Kıray ve Uzman Psikolog Saliha Türksöz Kaplan ile kafa kafaya verdik.. Neler yapabiliriz diye uzun uzun düşündük. Engellilik kavramını ve görselliğini kullanarak, aciz ve yardıma muhtaç kategorisinde bir algı oluşturmak istemiyorduk. Projedeki amaç insanlara empatik bir bakış açısı ile engelli kişilerin mağduriyetlerini değil güçlü yönlerini gösterebilmekti. Çünkü engeli yaratanın onlar değil, bu durumu oluşturan şeyin koşullar olduğunu düşünüyorduk. Bu koşulları yaratanın ise engellileri bu kategoriye sokan engelli düşünce sistemi olduğuna inanıyorduk.
İşte bu nedenle özellikle insan figürü kullanmamaya özen gösterdim. Kullandıkları araç gereç ile nesnel empati yaparak onlara acıma ve sempati ile değil, empati kurmanızı istedim. Amacımız parçayı değil bütün resme bakarak neleri yapamadıkları değil neleri yapabileceklerini sizlere gösterebilmekti. Kendi yaşam alanlarında hiçbir engel yaşamadıklarını, tüm yaşam kalitelerini kendi ihtiyaçları doğrultusunda sorunsuz karşıladıklarına bizzat tanık oldum. Ama bu yaşam alanının dışına çıktıklarında ise bizim, yani kendilerini sağlam ve kusursuz zanneden insanların, farkına varmadan çıkardıkları engellerle boğuşmak durumunda kaldıklarını gördüm. İşte bu aşamada, asıl engelin bizler olduğunu fark ederek bunun anlatılması gerektiğine bir kez daha inandım. Hiç düşünüyor musunuz bu ülkede yaşayan milyonlarca engelli bizim yapmamız gerekip de yapmadığımız mimari düzenlemeler nedeniyle gençliklerini dört duvar arasında geçirdiklerini? Örneğin; bizler ‘’bebek arabası ile sokakta rahatça çocuklarımızı gezdirebiliyor muyuz, ya da bisiklet sürecek güvenilir yollarımız var mı? Her sokakta arabamızı rahatça park edebiliyor muyuz?’’ ve daha nicesi varken nasıl hala onlara empatik bir bakış açısı getiremiyoruz ve yardımcı olmuyoruz?
Demokratik, laik ve insan haklarına saygılı bir toplumda engellilerin de eşit hak ve sorumluluklara sahip olacağına inanıyorum. Ve biliyorum ki tek tek her birimizin, bu değişimin gerçekleşmesinde bir rolü var…
Shakespeare’in dediği gibi ‘’hiç kimse duymak istemeyen biri kadar sağır olamaz’’
Naçizane bende onların sesi olmak istedim
‘’duymak ve anlamak umuduyla’’
Sevgilerimle,
Faik Kaplan
Comments